27 Şubat 2011 Pazar

tanrı bana hediyeler yolladı. çok şanslıyım.

ben dünyanın en şanslı insanıyım. evet kesinlikle. hatta öyle şanslıyım ki tanrı daha ben doğmadan mutluluğumu garanti altına almak istemiş olmalı. 

hayatımın en büyük doğum günü hediyelerinden birini benden önce dünyaya, dünyama yollamış. diğerini ise üç yıl sonra yolladı. yolladığına tadığım. dün gibi hatırlıyorum. üç yaşındaydım. o ise minicik.

diğer hediyem de beni hatırlıyor, ben de minicikmişim. onu da annem&babam tabii ki, öyle güzelmiş ki...

en büyük iki hediyemden biri. tanıştırayım. Ayşegül. İlkokul kitaplarından hatırlarsınız. Ayşegül'ün maceraları. "ayşegül okumayı öğreniyor, Ayşegül tatilde" ama hiç kimse bilmiyor, o hep bizim evde. kendisi dünyaya benden birkaç yıl önce geldi. ne iyi yapmış!

onu nasıl anlatmalı bilmiyorum. aslında biliyorum. niye bilmeyeyim. ama en güzel anlatışları ona, bizzat kendisine yapıyorum. şimdi burada nasıl anlatmalı, onu düşünüyorum.

o, benim hayatımda ihtiyacım olan bütün sıfatlar. aramızdaki frekans az bulunan cinsten. en büyük dertli sohbetleri de onla, en geyikleri de yapıyorum. ama siz yapmayın. kıskanırım. ben sizin yerinizi de yaparım.
bu zamana kadarki tüm arkadaşlıklarında, ilişkilerinde hep onu kimseyle paylaşmak istemeyen, maço erkek/kıskanç kız kardeş rolünü oynadım. her şeye bir değil, bin kulp buldum. ve biliyorum doksan yaşına da gelsek, ben yine onun çevresindekilere kulp takmadan durmam.

tam olarak şöyle demiştim birgün ona, ve buydu her şeyi özetleyen: “sen kocaman bir kanatsın üzerimde. sıcak. ve başımı her yukarı kaldırdığımda gördüğüm kocaman bir gülümseme.” 
cümlenin gelişi değil bu. bildiğin sürekli gülen, kahkaha atan bir tip. 
kocaman gülümsemeli, bitmeyen fotoğraf pozu. ve hiç bitmesin.

kardeşim... o ise evin neşesi. güldüreni. espirisi. “ya haydi şunun taklidini yap da, gülelim” dedirteni. ve gözümüzün önünde büyümeye devam edeni... 
hala şımarık. hala asi. evin en küçüğü. ama ters orantısı. hepimiz onun hiddetinden hep çekindik. hele sabah uyusundan uyandırılma faslı var ki, oraya hiç girmiyorum. o durumda koşarak uzaklaşmalı... uykusu en tatlı keyfi. eminim ben bunları yazarken de uyuyordur. bi' ara kalkar kahve filan içer, sonra sabaha kadar çevresindekileri keyiflendirir. o öyledir. gece uyumayan, sabah uyanmayan.

şans şurada, en iyi arkadaşlar farklı evlerde büyümüşlerdir. ancak okul çıkışlarında ya da cumartesi toplaşmalarında bir araya gelirler. (çocukluktan bahsediyorum) biz ise bunun için okul çıkışların beklemedik. aynı evdeydik. hatta aynı odada. birlikte uyuduk. birlikte uyandık.

çocukluklarımız, ergenliklerimiz, aşklarımız, kavgalarımız. herbirine tanık olduk.
ve bu. sevdiklerinin büyüyüşlerini izlemek. film gibi.

ve film şimdi üç farklı şehirde devam ediyor. edecek. bitmeyecek.

tanrı’ya bu en büyük, en güzel iki hediyeyi bana yollamasından ötürü minnettarım. 
sonsuz teşekkürler.

iyi ki doğduk. mutlu yıllar.

(not: yazı tarihi 12 ocak 2011, yani son doğum günüm.)







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder